Oca 2012 19

Şimdiye kadar sansürlerle alakalı çeşitli birçok kişi farklı yazılar yazarak olabildiğini sansürün, daha doğrusu bir şeyleri kısıtlayarak / engelleyerek bir şeyler elde etmeye çalışan kısmın yanlış fikre sahip olduğunu ellerinden geldiğince duyurdu. Aslında bu noktada benden internet üzerinde yaptığı çalışmalar sayesinde hayatımı devam ettiren biri olarak birkaç kelam etmek istedim. Esasında az önce de söylediğim gibi bu konuya dair aklınıza gelen her şey şimdiye kadar kaleme alındı. Faydası oldu mu, bir nebze de olsa mutlaka sansüre karşı direniş elbette büyük yankı uyandırdı. En azından bir web sayfasını yasaklamadan önce “içeriğe bakma” devri açıldı. Daha doğrusu şimdiye kadar birçok web sayfası sadece hakkında sözde şikayet olduğu için çeşitli sebepler bahane gösterilerek yasaklanıyordu. Umarım sansüre karşı sesini yükseltenler her geçen gün dünya genelinde ve özellikle de ülkemizde yasaklanan web sayfalarını gördükçe umutsuzluğa kapılmıyorlardır. Bu haklı mücadeleye elbette sonuna kadar destek verecek insanlar var, bunlardan biri de benim. Ama sesimizi duyurabildiğimiz kadar varız aslında, gerçi yapılan en büyük sansüre karşı operasyonlar bile dikkate pek alınmıyor. Eğer bu organizasyonlar sonuç verseydi Taksim’de 15 Mayıs’ta binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen yürüyüş sonucunda şu an hala ülkemizde birçok kişinin bildiği web sayfasının birkaç gün önce kapanmış olduğunu konuşmazdık.

Yukarıda çoğunlukla ülkemizdeki sansür durumlarından bahsettim ama bu kısıtlama meselesi dünya genelinde milyonlarca insanın canını sıkmaya devam ediyor. Son olarak Stop Online Piracy Act adının baş harflerinden oluşan ve SOPA şeklinde ABD’de bir sansür uygulanıyor. Esasında yasa dışı içeriğin olan web sayfalarına birtakım kısıtlamalar getiriliyor. Ancak bu doğrultuda içeriğin yasa dışı olup, olmadığı konusunda belirsizlik başlıyor. Durum böyle olunca internet devlerinden (YouTube, Facebook vs) de haliyle bu yasaya tepki geliyor. Eğer karar resmi olarak uygulanmaya başlarsa yanlızca ABD’deki siteler değil, yurtdışı kaynaklı web sayfalarında da sansürleme yapılabilecek. ABD’de uygulanacak olan bu yasanın ismine Türkçe olarak baktığımızda bize pek bi’ manidar geliyor aslında. O yüzden bu tür bir başlık açmayı doğru buldum, çocukları korkutmak için söylenir ya bu cümle hep…

Normal hayattaki kısıtmalamarı bir kenara bırakın, internete sınırlandırma, sansürleme getirmek çözüm değil. Sonuçta sigara paketlerinin üzerine “Sigara Zararlıdır” yazıyor, zarar bilindiği halde tüketiliyorsa, kullanan kişinin özgürlüğüne bağlı bir durum. Sigara içmek, alkol kullanmak ya da kullanmamak nasıl özgürlükse, internet de tamamen böyle bir şey. “Zararlı içeriklerden çocuklarımızı korumalıyız, şöyle yapmalıyız, böyle yapmalıyız” olayı da işin süslenmesi ve buna ek olarak birileri tarafından kazanç sağlanmaya çalışılmasına yoruyorum. Çok uzatmak istemiyorum aslında, benim de herkes gibi bu konuya dair söyleyebileceğim çok şey var. Sonraki blog yazılarımda zaten sansüre yine değineceğim, tabi sansürlenmezsek. : )

Oca 2012 18

Bu konuyu bir süredir yazmayı düşünüyorum ama birkaç gündür sık karşılaştığım durumlardan dolayı yazıyı hızlandırma ve yayınlama kararı verdim. Şimdi başlıkta da belirttiğim sosyal medyada asosyal olan insanlar aslında nadide sınıf içerisinde yer alıyorlar. Kimseyi rahatsız etmeden, hiçbir şey söylemeden, hiçbir konuya fikir beyan etmeden sosyal medya içerisinde hayatlarını idame ettirmeye devam ediyorlar. Normal hayatta bunları “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tarzını sürdürenler arasına dahil edebiliriz. Yani yıllardır herkesin üzerine basa basa söylediği ve klasikleşen “klavye delikanlısı” tabiri bu insanları kapsamıyor, bu açıdan kendilerini şanslı görebilirler. Ancak bilinen konularda, gerektiği durumlarda  sessiz kalmamakta yarar var. Bu blog yazısını tamamladığım sırada Taksim’de programcı dostumla çaylarımızı yudumlarken aynı zamanda projelerimiz üzerinde konuşuyorduk.

Aslında Facebook’u, Twitter’ı çok yoğun kullananlarda var, mesela sabah kalktığında sosyal medyada “günaydın” yazan, her yaptığını not düşenler bunlara örnek gösterilebilir. Peki bunlar mı sosyal medyayı etkin kullanmış oluyor? Bununla ilgili ilerde ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum. Sosyal medyada sesini çok fazla çıkaran, sus pus duranlardan çok çok daha az. Evet, klavye delikanlısı olup sağa, sola bilinmeyen konularda yorum yapmak yerine ses çıkarmamak bazı durumlarda iyi olabilir. Ancak tanıdığınız, samimi olduğunuz insanlarla Facebook’ta yorumlarla ve Twitter’da da tweet’lerle yazışmayı ihmal etmeyin. Unutmayın ki sosyal medya gerçek yaşamda bize ulaşamayacağımız bir kapı aralıyor, bunu iyi değerlendirmekte yarar var. Ayrıca bu konuyu yazarken aklıma bir de sosyal medyanın araladığı kapının görülebilmesi açısından bir blog konusu hazırlamaya karar verdim.